Nana balkonda yatar
bu yazımda da -gerçekten- bir kez daha bir takım derin hakikatlere temas etmekten kendimi alamadım.
Sevgili dinleyenlerim. Aziz ve muhterem kardeşlerim.
Bu gün yine sabah oldu ve uyandım. Ve şöyle düşündüm. “Sabah oldu ve uyandım. Şimdi kalkayım, kahvemi içeyim ve parka gideyim, dört tur yürüyeyim ve sonra üç litre süt alıp geri döneyim.”
Gerçekten de kalktım ve bir takım şeylerin ardından parka gidip seri adımlarla bir süre yürüdüm ve sütümü de alıp eve dönmek için harekete geçtim.
Derken uzun bacaklı bir köpek hayvanının kendisini kovaladığım vehmine kapıldığını farkettim: Şahıs önümde yürüyordu ve son derece telaşlı bir hâlde benden kaçmaya çalışıyordu.
Fakat ne kadar kaçmaya çalışırsa çalışsın peşinden yürümeye devam ediyordum zira bu kaçış tam benim eve dönüş rotamda gerçekleşiyordu.
Her adımda geri dönüp hâlâ peşinde miyim diye 'durumu' kontrol edişi karşısında şahsın gerizekalılığını son derece trajik buldum ve üzüldüm.
Fakat neden sonra kimin kimi takip ettiği endişesi söz konusu oldu zira hiç neden yokken birden bizim apartmanın bahçe kapısından içeri girdi bu uzun bacaklı.
Bir tuzağa mı çekiliyordum?
Sevgili dinleyicilerim, aziz ve muhterem kardeşlerim. benden korkan köpek hayvanından neden korkayım? Fakat yine de genel olarak köpekler karşısında kendimi güvende hissedemiyorum.
***
Şimdilik hava biraz serin. Saat 07.12. Birazdan br cehennem sahnesi açılacak ve o vakit yanacağız. Hanımım Clara ve Güneş isimli pek lezzetli bir romana dalmıştır. Çay mı yapsam?
"Ve RAB Allah adamın üzerine derin uyku getirdi, ve o uyudu; ve onun kaburga kemiklerinden birini aldı, ve yerini etle kapadı; ve RAB Allah adamdan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı, ve onu adama getirdi. Ve adam dedi: Şimdi bu benim kemiklerimden kemik, ve etimden ettir; buna Nisa denilecek, çünkü o İnsandan alındı. Bunun için insan anasını ve babasını bırakacak, ve karısına yapışacaktır, ve bir beden olacaklardır. Ve adam ve karısı, ikisi de çıplaktılar, ve utançları yoktu"
***
Sık sık Beyrut, Atina, Roma, Paris turnelerine çıkan ve oralardan bir türlü dönmek bilmeyen Nana namlı meşhur oryantal dansöz için sitem dolu şöyle bi şarkı yapılmış idi:
nana balkonda yatar
altına minder atar
beyaz donu içinde
kara kedi saklar
***
Nasıreddin-i Tusi, Bahname adlı eserinde diyor ki;
"Ey oğul, imdi sana avratların güzellik alametlerini zikredeceğim. İşbu alâmetleri bünyesinde barındıran avrat, avratların hasıdır. Meğer ki, bir avratta bu alâmetler eksik ve az ola, avrat o kadar güzellikten uzak ola.. Güzellik alâmetleri şunlardır:
Avradın dört nesnesi kara gerek. Saçı, kaşı, kirpiği ve gözünün karası.
Avradın dört nesnesi kızıl gerek. Dili, dudağı, yanakları ve avurdları.
Avradın dört nesnesi yuvarlak gerek. Yüzü, gözü, topukları ve bilekleri.
Avradın dört nesnesi uzun gerek. Boynu, burnu, kaşı ve parmakları.
Avradın dört nesnesi hoş kokulu gerek. Burnu, azası, eli, kolu, koltuk altları ve ayakları.
Avradın dört nesnesi geniş gerek. Alnı, göğsü, gözleri ve butları.
Avradın dört nesnesi dar gerek. Ağzı, göbek deliği, kulak delikleri ve burun delikleri.
Avradın dört nesnesi küçük gerek. Ağzı, elleri, ayakları ve kulakları.
Ve dahi avradın başı ne büyük ola ne de küçük ola.
Ve boynu ne uzun ne de kısa ola.
Ve eti yuvarlak ola.
Ve benzi de ak ola veyahut kaz benizli veya karayağızın güzeli ola.
Ve teni de pembe ola.
Ve saçı sık ve uzun ola. Zira saç avratların yüz suyudur.
Güldüğü vakit güzel ola. Zira avradın gülüşünün hoşluğu, diğer özelliklerinden önce gelir.
Ve gözlerinin karası çok ola. Kaşları çatık ola.
Ve yürüdüğü zaman, kalçasının etleri titreye.
Huyu tatlı ola, sözü tatlı ola ve yumuşak ola.
İşte bu özelliklere sahip avrat güzelliğinin olgunluğuna ulaşmış demektir.
***
Yurttaşlarım.
Kadın Argosu Sözlüğü’ne bakılacak olursa, kadınlar menopoza girenlere “minibüse bindi” diyorlarlarmış. “Işıklı cüce”, vibratör demekmiş. “Kıl triko”: Çok kıllı kimse,
-Köfte patates: Mükemmel cinsel ilişki.
-Labuzittin: Deli, çılgın ve güvenilmez erkek.
-Lezzoş: Kadın eşçinsel.
-Çıban: evlilik yüzüğü.
-Çıtçıt: Küçük erkeklik organı, penis.
-Et lokantası: Genelev.
-Gümüş: Yakışıklı delikanlı.
-Keklik: Evkadını.
-Yoklama Kaçağı : Ereksiyona geçemeyen erkeklik organı.
-Yüklü : Hamile kadın.
-Zaplamak : Barda değişik erkeklerle bakışmak. .
-Zımbayı basmak : Evlenmek.
-Zotzot : Kaba saba, incelikten nasibini almamış erkek.
-Zürafa : Lezbiyen, demekmiş.
-Kadın jargonunda Kaç leşin var diye sorulduğunda "Kaç sevgili değiştirdin" demek isteniyormuş.
Üşüdü gül üşüdü
Dalda bülbül üşüdü
Bir güldün aklım aldın
O nasıl gülüşüdü
Çok güzel bi kadın, puslu bir camın ardında duş almaktadır. Neden sonra sürpriz bi şekilde duşa dahil olan James Bond, kadını kucaklar ve kulağına, “Baretta'n olmadan daha güzelsin," diye fısıldar. Kadın çenesini kaldırır, gözlerini yumar ve şöyle karşılık verir: “Ama o olmadan kendimi çıplak hissediyorum.”
***
Derken Milan, “Erhan, bugün benimle Alsancak’a gelecek misin yoksa kendime göre bir plan mı yapayım?” diye seslendi ve bunun üzerine ben de ona: “Geleceğim.” diye karşılık verdim.
“O halde kahve içelim.”
“İçelim hanımım.”
“Erhan, bize kahve hazırlayacak mısın yoksa ben mi hazırlayayım?”
“Sen zahmet etme hayatımın anlamı, ben bir çırpıda hallederim.”
Aristoteles, Mekadonya kralı II. Philip'in ergen oğlu İskender'in hocasıdır.
Gelecekte biri entelektüel hayatın, diğeri doğunun ve batının fatihi olacaktır.
Bu iki fatihin kaderlerinin bu şekilde kesişmesi tarihin önemli cilvelerinden biridir.
Derken Phillis isimli bir kadın sahneye çıkar ve İskender, Kraliçe’nin nedimesi olarak saraya alınan bu kadına aşık olur.
Hakikat ormanında erkekçe bir macera için yola çıkan hoca ve öğrencisi için bu bir felaket olacaktır.
Zira o vakitten itibaren genç adam için Phyllis dışında kalan ne varsa anlamını yitirmiş, hakikat ulaşılması gereken temel hedef olmaktan çıkmıştır. Şimdi Phyllis, zaten hakikatin ta kendisi olmuştur.
Böylece İskender hocasını terkeder.
Sevgili dinleyenlerim, aziz ve muhterem kardeşlerim.
Aşk işte böyle bir şeydir.
Aşkın girdabı karşısında kim durabilir? Ve işte İskender’in de bahtı hükmünü sürmüş ve Phyllis elinde bir meşaleyle gölgelerden çıkagelmiştir.
O vakit karanlıklar aydınlığa dönüşmüş saçtığı ışık şafağı söndürmüştür. Güneş aşkın ışığıyla daha bir neşeyle parıldarken , ay Phillis’in gözlerinin pırıltısıyla aydınlanmıştır.
Fakat Aristoteles hemen pes etmez.
Evladım İskender, der, aklın denetiminden çıkmış tutkuların yol açabileceği tehlikeler hakkında seninle az konuşmadık, der, kendi nefsine bile söz geçiremeyen bir adamın halkının karşısına kral olarak çıkmaya hakkının olamayacağını söyler ona; der ki: kadın, deforme olmuş bir erkektir, bir insanı insan yapan en önemli unsur, yani ruh, kadında eksiktir Prensim, der.
Ama İskender dinlemez hocasını ve Phyllis'in izinden yürümeye devam eder.
En sonunda Kralı da işin içine katar Aristoteles ve hatta Kraliçeyi de ve daha başka bir çok şeyi de ve sonunda sevgilileri ayırmaya muvaffak olur.
Ama hikaye tabiî ki burada bitmez.
Sevgilisinden ayrılmak zorunda bırakılan Phyllis, Aristoteles’e karşı korkunç bir intikam planı hazırlamıştır çünkü.
Her sabah giyinir kuşanır ve Aristo'nun çalışma odasının penceresine bakan bahçeye çıkıp dans etmeye başlar.
Her sabah kalkıp sıcak sütünü yudumlarken masasının başına geçip bir şeyler yazmaya çalışan Aristoteles, sabahları birden penceresinin önünde beliren bu güzel insanın dans gösterisini önceleri korkunç bir münasebetsizlik olarak değerlendirmiş ama takip eden günlerde genç kızın dansını sabırsızlıkla bekler olmuştur.
Derken, perişan bir halde aşkını ilan etmek durumunda kalır Phyllis'e.
"Fakat bana yaptıklarını unutmadım ben hala Aristocuum," diye karşılık verir Phyllis, "seni tek bir koşulla affedebilirim," der, "yarın bu saatte yine bu bahçede beni bekliyor olacaksın. Ama üzerinde giysi niyetine sadece bir eyer olacak ve o eyerle beni bu bahçede dolaştıracaksın. "
Sevdiceğinin minik ellerini göz yaşları içinde öpücüklere boğan filozof, "yarın istediğin yerde istediğin şekilde olacağım yavrum," diye ağlayarak karşılık verir.
Ertesi gün Aristoteles, eyerli ve çıplak bir halde bahsi geçen bahçede bir at gibi çömelip Phyllis'i beklemeye koyulur. Derken Phyllis gelir ve bir merhaba bile demeden filozofun sırtına oturur ve kahkahalar eşliğinde filozofun poposuna hayali kırbacını şaklatmaya başlar. O esnada aşk sarhoşu filozof neşeli kişnemelerle genç kızın kırbacının tadını çıkarmaktadır.
Derken birden İskender sahneye dahil olur: Saklandığı yerden, bin yıllık çınar ağaçlarının arkasından ayrılıp, bir adım öne çıkar. Neye uğradığını şaşırmış gibidir. Hemen arkasında Kral da ve onların arkasında Kraliçe de aynı şekilde bu son derece uygunsuz manzara karşısında dumura uğramış nazarlarla çifte bakmaktadırlar.
Filozof, çıplak kıçını örtmeye gerek bile duymadan gümüş eyerli bir at şeklinde ayağa kalkar ve ıslak gözlerle kendisine bakan öğrencisine, "Bu son dersimiz olsun Prensim," diye mırıldanır, "Aristoteles bile olsan bir kadın karşısında perişan olacağın bir an mutlaka gelecektir.”
Ve utanç içinde terketmiş sonra Makedonya'yı Aristoteles.
Diogenes’e “yaşamda kötü olan nedir?” Diye sormuşlar. “Güzel bir kadın” diye cevap vermiş. İki kadını konuşurken görünce "kara yılan engerekten ödünç zehir alıyor" demiş Diogenes. Bir gün zeytin ağacında asılı bir grup kadın görmüş ve öğrencilerine dönüp "keşke bütün ağaçlar böyle meyve verse" demiş. Güzel ama kısa boylu bir kadın görünce de "bak, yarım kötülük" demiş bu kişi.
Cemal Süreya bir şiirinde şöyle bir gözlemde bulunmaktadır:
derin mırıltısı içinde teninin
iki çığlık halinde yükselir memeleri.
Öte yandan Buenos Aires'in Flores semtinde bir duvarda, "memeleri iri olmayan sevgili, kızdan çok arkadaştır," denmekteymiş.
***
hazır meme demişken:
mesela, oyuncak trenler ile kadınların memeleri arasında bir fark yoktur.
neden?
çünkü ikisi de çocuklar içindir ama onlarla daha çok yetişkin erkekler oynarlar.
ha ha ha hah ha.
***
Kama Sutra’nın yazarı Vastyana’ya göre şu kızlardan uzak durulmalıdır:
Saklı tutulmuş biri.
Kötü isimli biri.
Burnu basık biri.
Burun deliği yukarıya dönmüş biri.
Erkek biçimli biri.
Kambur yürüyen biri.
Kel kafalı biri.
Saflıktan hoşlanmayan biri.
Herhangi bir şekilde biçimsiz biri.
Ergenliğe tamamen erişmiş biri.
Bir arkadaş.
Avuç içleri, ayak tabanları hep terleyen biri.
***
Evrendeki akıl ve düzenin yansımasının kadın ruhunda, erkek ruhundaki kadar net olmadığını ileri süren Platon.
Kadınların acıya dayandıkları kadar mutluluğa katlanamayacaklarını iddia eden Montaigne.
Kadınları, Akıl tarafından ehlileştirilmesi gereken potansiyel bir düzensizlik kaynağı olarak gören Rousseau. D'Alembert'e Mektup'ta kadınlardan şu şekilde şikayet etmiş filozof: "Hiçbir halk hiçbir zaman aşırı şaraptan mahvolup gitmemiştir; mahvolanlar hep kadınların kural tanımazlıklarından mahvolmuştur."
Yüce ve Güzel Üzerine'de bilgilenme çabasında olan bir kadın için, "sakal sahibi olmayı istese daha iyi olur çünkü edinmeye uğraştığı derinlik havasını bu şekilde daha iyi ifade edebilir," şeklinde bir tespitte bulunan Kant.
Hegel, Hukuk Felsefesi'nde kadın bilincinin karakteristiği olan "mutlu düşünceleri, beğeni ve zerafet"i erkeğin "tümel bir yeti" gerektiren başarısı ile karşılaştırır. "Kadın, bilgiyi edinerek değil, yaşayarak adeta fikirleri soluyarak öğrenir. Buna karşılık erkeğin statüsü ancak düşüncenin gerilimiyle ve teknik bir çabayla kazanılır."
***
Dedemlerin köyünde okul yokmuş. O yüzden annemle dayım, sabahları erkenden kalkıp yollara düşer, iki saat saat süren bir yürüyüşün ardından komşu köydeki okullarına ulaşırlarmış.
İki köyün arasında gürül gürül akan bir ırmak varmış canım izleyenlerim.
Irmağın karşı tarafına geçebilmek için iptidai bir köprüyü geçmek gerekiyormuş.
Benim çocukluğumda bile bizim oralarda bu tür köprülerden vardı ama şimdi yoktur sanıyorum.
Köprü şöyle bir şeydi. Kalın bir ağaç gövdesi düşünün. Irmağın bir tarafından diğerine yatırılmış bu. Korkuluk olarak da gövde boyunca iki yana uzun dallar falan çakılmış.
Evet.
İşte annemle dayım her sabah ve her akşam o köprüden geçmek zorundaymışlar. Gürül gürül bir ırmak. Yerden de iki metre falan yukarda köprü.
İşte aziz kardeşlerim, köyde Canavar Hasan diye bir çatlak varmış, bu kişi ne zaman annemler köprünün üzerinde belirse hemen çalılıkların arasından fırlıyormuş ve köprünün diğer ucunda korkuluklara tutunup iki yana sallanmaya, böylece annemleri suya devirmeye çalışıyormuş.
Dedem sonunda, ben kızımı canavarlara kurban etmem deyip annemi okuldan almış. Ki böylece annemin eğitim hayatı da son bulmuş.
Annem, öğretmen benim için bu çocukta çok kafa var, bunu mutlaka okutun derdi, diye anlatırdı bize.
Allah belasını versin bu Canavar Hasanlar’ın.
***
Dostlarım, aziz ve muhterem kardeşlerim, Simone de Beauvoir, şöyle demiştir:
”Kadınlar, kendi tasarılarını yansıtan herhangi bir erkek miti kuramamış oldukları içindir ki hâlâ erkeklerin rüyalarıyla rüya görürler."
İyi günler😘



